top of page

ZAMAN

6 Eyl
2 dakikada okunur

Elimizdeki saatlerin tıkırtısı aslında sadece geçip giden saniyeleri değil, hayatı ıskalama korkumuzu ölçer gibi akar. Hep bir yere yetişme telaşı, hep yarını kurtarma kaygısı... Zihin gelecekte, beden ise o an bulunduğu odada, iki ayrı zamana bölünmüş halde yaşayıp gideriz. Oysa zaman, aceleye getirilemeyecek kadar kadim bir nehirdir; onu zorladıkça değil, akışına teslim olduğun an kıymet kazanır.

Çoğumuz zamanın azlığından yakınırız ama asıl mesele zamansızlıktan öte, o zamanı neyle doldurduğumuzdur. Kaçırdığımız fırsatların, geciktiğimiz yolların ya da çok erken bitmesini istediğimiz zor günlerin muhasebesiyle bugünü tüketiriz. Oysa şimdiki an, elinde avucunda kalan tek gerçek hazinedir. Bazen durup saatin tıkırtısını dinlemek, derin bir nefes alıp "Ben şu an neredeyim?" diye sormak, zamanın o acımasız baskısını kırar.

Yaşamak dediğin, takvim yapraklarını hızla koparmak değil, her yaprağın üzerindeki o küçük nakışı fark etmektir. Kimi zaman yavaşlamak, geride kalmak değil, ruhun arkada kalan o yorgun kısmının yetişmesine izin vermektir. Bırak saat kendi hızında aksın; sen kendi ritmini bulmaya bak.


Sessiz Bağlar

Hayatta bazı bağlar vardır ki onları gözle göremezsin ama ağırlığını ya da şifasını attığın her adımda derinden hissedersin. Bizler çoğunlukla kendimizi sadece bu andan, sadece bugün yaşadıklarımızdan ibaret zannederiz. Oysa arkamızda bıraktığımız o insan zinciri, bugünkü tercihlerimizi, korkularımızı ve hatta sevinçlerimizi görünmez iplerle örer.

İnsanın kendi hikayesini sahiplenebilmesi için önce o geçmişin getirdiği tekrarlarla yüzleşmesi gerekir. Aileden devralınan alışkanlıklar, "asla böyle olmayacağım" diye söz verip bir gün kendini içinde bulduğun o döngüler... Bunlar birer kader mahkûmiyeti değil, fark edilmeyi bekleyen birer aynadır. O tekrarları öfkeyle yargılamak yerine, ancak derin bir kabulle ve şefkatle dönüştürebilirsin.

Bir ağacın fırtınada dimdik durabilmesi, sadece dallarının gücünden değil, toprağın altındaki o derin ve sağlam tutunuşundandır. Kendi geçmişinle barıştığın, başkalarının hayatları için sırtlandığın o ağır yükleri yere bırakıp sadece kendi payına düşeni aldığın an, asıl özgürleşme kapısı aralanır.

Şimdi o sessiz bağlara bak ve sor kendine: Bugün omuzlarında taşıdığın o yorgunluk gerçekten senin mi, yoksa çoktan bırakman gereken ama alışkanlıkla taşımaya devam ettiğin miraslar mı?

 
 
 

Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page