top of page

KENDİ HAYATINI MI YAŞIYORSUN, YOKSA SANA ÖĞRETİLEN HAYATI MI?



Hiç durup kendine şu soruyu sordun mu?


'Gerçekten istediğim hayatı mı yaşıyorum yoksa bana öğretilen hayatı mı? '

İlk bakışta bu soruya 'elbette' cevabını verebilirsin. Ama biraz daha derine indiğinde çoğu insanın sessizleştiğini görürsün. Çünkü bazen yaşadığımız hayat, gerçekten bizim seçtiğimiz hayat değildir.

Çocukluğumuzdan itibaren bize nasıl biri olmamız gerektiği anlatıldı.

'İyi çocuk böyle olur.'

'Başarılı insan bunu yapar.'

'Güvende olmak için şunu yapmalısın, bu tehlikeli, o yanlış...'

Başkalarını üzme... risk alma... el alem ne der?

Ve yıllar içerisinde bu cümleler o kadar normalleşti ki, kendi sesimizle, bize öğretilen ses birbirine karıştı. Artık hangi düşüncenin gerçekten bize ait olduğunu ayırt edemez hale geldik.

Belki bugün yaptığımız meslek, içinde kaldığımız ilişki, sürekli kendimizi suçlama şeklimiz, belki yıllardır ertelediğimiz hayaller...

Hiç biri bizim gerçek tercihimiz olmayabilir.

İnsan bazen kendi seçimlerini yaşamaktan çok sadece kendisinden beklenen hayatı yaşamaya çalışır.

Ve bunun farkına varmadığında, dışarıdan her şey yolunda görünse bile içinde tarif edemediği bir boşluk hisseder.


Çünkü ruhumuz, bize ait olmayan bir hayatın içinde uzun süre sessiz kalamaz.


Tam da bu noktada belki içinden şöyle geçiriyor olabilirsin:

'İstediğim hayatı yaşamak o kadar kolay değil.'

'Fırsatlar vardı da ben mi değerlendirmedim?'

'Benim şartlarım buna uygun değildi.'

'Bu saatten sonra değişmek mümkün değil.'

'Hiç destekçim yok ki.'


Bunları düşünmen çok normal. Çünkü zihin, yıllardır bildiği, gördüğü, öğrendiği ve deneyimlediği hayatı güvenli kabul eder. Tanıdık olanı korumaya çalışır. Bilinmeyen ise ona risk gibi görünür.

Burada kendine sorman gereken asıl soru şu değildir: 'bugün istediğim hayatı yaşayabiliyor muyum?

Asıl soru: 'bugüne kadar yaşadığım hayatı gerçekten ben mi seçtim?'


Çünkü bizi asıl durduran şey imkansızlıklar değil, farkında olmadan taşıdığımız yüklerdir. Belki öğrendiğimiz kurallar, toplumun beklentileri, belki çocukken verdiğimiz kararlar, belki sevilmek, kabul görmek ve değerli hissetmek için kendimizden vazgeçtiğimiz anlar...


İşte bütün bunlar, yıllarca 'ben buyum sandığımız kimliğin bir parçası haline gelmiş olabilir. Ve çoğu zaman bunları sorgulamayız. Bize ait olmayan inançları bile, yıllarca tekrar ettiğimizde kendi gerçeğimiz sanırız.


Fakat bir gün bir şeyler değişmeye başlar. Dışarıdan bakıldığında hayatın aynı görünür. Aynı ev, aynı iş, aynı insanlar, aynı düzen...

Ama içeride bir şey artık eskisi gibi değildir.

İçinde tarifi zor bir sıkışmışlık oluşmaya başlar.

Sanki yıllardır giydiğin bir kıyafet artık üzerine dar geliyormuş gibi...

Eskiden normal gelen şeyler artık seni yormaya başlar.

Başkalarının beklentilerine göre yaşamak ağır gelir.

Sırf düzen bozulmasın diye sustuğun her cümle, içinde biraz daha büyür.

Kendi isteklerini sürekli ertelemek, ruhunu sessizce tüketmeye başlar.

Ve bir süre sonra şunu fark edersin:

Aslında seni en çok yoran şey yaşadığın hayat değil, kendin olmadan yaşamaya çalışmaktır.

Çünkü insan, özünden ne kadar uzaklaşırsa o kadar yorulur.

Ne kadar kendinden vazgeçerse, o kadar anlamsızlık hisseder.

Ve bir gün artık eski kalıpların içine sığamaz hale gelir.


Herkes için normal görünen hayat bizim için yaşanabilir olmaktan çıkmıştır.

İşte o noktada iki seçenek vardır.

Ya eski hikayeyi yaşamaya devam ederiz...

Ya da ilk kez kendi hikayemizi yazmaya cesaret ederiz.


İşte dönüşüm tam da burada başlar.

Dönüşüm bambaşka biri olmaya çalışmak değil, kendimize ait olmayanları fark etmeye başlamaktır.

Yıllardır taşıdığımız yüklerin, inançların, düşüncelerin bize ait olup olmadığını sorgulamaktır. Başkalarının sesini kendi iç sesimizden ayırabilmek ve her gün biraz daha kendimize yaklaşabilmektir.

Çünkü özgürlük, her istediğini yapabilmek değil, artık başkalarının yazdığı senaryoyu yaşamak zorunda olmadığını fark etmektir.

Kendi seçimlerimizi yapabilmek, kendi değerlerimiz doğrultusunda yaşayabilmek...

Ve hayatımızı özümüzden gelen sesin yönlendirmesine izin vermektir.

Bazen yeniden yazılması gereken şey hayatımız değil, hayata yüklediğimiz anlamlar ve kendimiz hakkında inandığımız hikayedir.

Ve o hikayeyi değiştirmeye cesaret ettiğimizde, hayatımız da değişmeye başlar.


Gerçek dönüşüm, başkası olmaya çalıştığımızda değil...

Kendimiz olmaya izin verdiğimizde başlar...






 
 
 

Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page